Ferman İsmailoğlu Kerimov, 3 Mart 1937’de Batı Azerbaycan’ın Vedi ilçesinin Büyük Vedi köyünde doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaöğrenimini Beylekan ilçesinin Şahsseven köyünde gördü. 1960 yılında Azerbaycan Devlet Ressamlık okulundan mezun oldu. Üç yıl (1962-1965) İsmayıllı ve Beylekan ilçelerinde ortaokul öğretmenliği yaptı. Aynı yıllarda “Yükseliş” adlı yerel gazetede şube müdürlüğü görevini yerine getirdi. Moskova’da Genel İttifak Filmografi Enstitüsü Senaryo Fakültesi’nin ikinci kursunu 1967’de bitirdi. Azerbaycan Devlet Televizyon ve Radyo Programları Komitesinde tercüman, büyük redaktör, “Abşeron”, “Edebiyat ve İnce sanat” gazetelerinde şube müdürü (1966-1970) “Azerbaycan Film Koleji” üyeliği (1970-1977), “Edebiyat ve İnce sanat” gazetesinin özel muhabirliği (1977-1980) görevinde bulundu. 1980-1981 yıllarında Şuvelen Yaratıcılık Evinin direktörlüğünü yaptı. 19 Mart 6 1989’davefat etti. Altmış-yetmişinci yıllar nesir edebiyatının görkemli yazarlarından biri de Ferman Kerimzade’dir. Yazar, büyük vatan muharebesinin kederli tesiriyle büyümüş, bu tesir kitaplarına da yansımıştır. Devrinin yazarları çağına uygun eserler üretirken o, hafızalara sinen sisi, pası, unutkanlık kalıntılarını bir kenara iterek gerçek edebi eserler yaratmıştır. Aynı zamanda ressam olan Ferman Kerimzade daha çok tarihi roman yazarlığıyla ün kazanmıştır. Eserleri: Sonuncu Eksponat, Bakü, 1961 Ömrümüz Günümüz, Bakü, 1963-1969 Heykel Dile Gelir, Bakü, 1965 Karlı Aşırım, Bakü, 1971 Hudaferin Köprüsü, Bakü, 1982-1983 Çaldıran Savaşı, Bakü, 1988 Ferman Kerimzade’nin edebi kaderi ile şahsi kaderi arasında ilginç bir benzerlik vardır. Asırlar boyu halkının başına gelen facialar, onun da peşini bırakmadı. Yirminci yüzyılda Vedi ve Vedililer defalarca Ermenilerin kurbanı oldu. 1984 yılında başlayan tehcirde onun da ailesi, yakınları, sürgünlere ve soykırımlara maruz kaldı. Ferman Kerimzade’de bu felaketi bizzat yaşadı. Fakat yıllar geçse de Vedi’yi unutamadı. Ağrı Dağı’nın ağrılarını yüreğinde taşıdı. 1988-1989 yılında Vedi’nin felaketli günleri yeniden başladı. Bu defa Vedi’de bir tek Azerbaycan Türkü bırakmadılar. Ferman Kerimzade Vedi’nin kalemle dövüşen savaşçısı, başı dumanlı Ağrı Dağı’nın ta kendisiydi. Vedi adını duyar duymaz gözünden yaşlar dökülür ve yürekleri titreten şu ağıtı okurdu:
Vedi’nin yanı dağlar
Yüreği, canı dağlar
Burada bir el vardı
Siz deyin, hanı dağlar?
“Benim yanıma geldiysen, emniyettesin. Benim ocağımdan kimseye zarar gelmez. Başka kim gelmiş, biliyor musun buraya? Mustafa Kemal. Onun yattığı odaya bu güne kadar kimseyi sokmadım. Sizin tarafta onun bir dostu vardı. Abbasgulu Bey. Onun evine Mustafa Kemal’i götürmüştüm. Evi de Büyük Vedi’de çayın önündeydi. Gece gelip gece döndüm. Köyü iyi göremedim. Abbasgulu Bey nasıl?” Kerbelayı pirelendi. Artık bundan sonra, hayatının geçen safhasını unutması gerekiyordu. Geçmişinden hiç söz açmamalı, kendisiyle gelenlere de bunu sıkı sıkıya tembih etmeliydi: “Abbasgulu Bey iyi adamdır. Onunla Mustafa Kemal, nereden dost oluyorlar?” “Çok sağlam biriydi. Mustafa Kemal ona defalarca, gel bizim tarafa geç, sana orduda görev vereyim, demiş, o kabul etmemişti. ‘El ile gelen kara gün, düğün dernektir.’ diyordu. Açık sözlü, güler yüzlüydü. Aklından geçenleri sakınmadan söylerdi. Mustafa Kemal onun bu yönünü beğeniyordu. Bana: Abbasgulu Bey akıllı insandır. Lenin gibi birisiyle işbirliği yapmakla akıllı ve doğru davranış sergilemiş. Aras’ın bu tarafında olsa başka, ancak öbür tarafta olduğu için doğru olanı yapıyor. inançlı, ideal sahibi bir insandır.” Bolşevik devriminin hayata geçirilmesinde yaşanan ve devrimin en sancılı dönemi olan 1930’lu yıllar, yazar tarafından realist bir üslupla kaleme alınmıştır.











