| Yazar | |
|---|---|
| Sayfa Sayısı | 496 |
| Tür | |
| Basım Tarihi | 2012 |
| Basım Bilgisi | İlk Basım |
| Kağıt Bilgisi | 1. Hamur |
| ISBN No | 4702060203 |
| Yazar | |
|---|---|
| Sayfa Sayısı | 496 |
| Tür | |
| Basım Tarihi | 2012 |
| Basım Bilgisi | İlk Basım |
| Kağıt Bilgisi | 1. Hamur |
| ISBN No | 4702060203 |
Tüm Siparişlerinizde
%100 Güvenli Ödeme
14 Gün İçinde
1 Gün İçerisinde Destek
Aydınlatır güneş,
parıldayarak ve şevkle
pencerenin camından
geçerek içime,
gömleğin içine,
kotun cebine,
kıvrımlara,
kalbimin içine,
dibe…
Ne deyim bilmem ki şaşkınım dostum
yalancı sevdadan aşktan usandım
ne acılar çektim yarın elinden
görmedim yaz bahar kıştan usandım
Gidilesi olmayan uzaklığı anlatmış, Bitecekken yaklaşacağına inandığın izmarit yakınlığını, Duvarları anlatmış Perdeleri hırpalanmış eski pencereyi, Üşengeç sandalyeyi Pahalı sayılan zamanı, Sanırım beni anlatmış Velhasıl beni anlamış…
Ah Iğdır’ımızın çınar insanları… Ah ne güzel insanlardı hepsi… Ah ne de güzel günlerdi…
Bu hikâyelerde “Mesleğimin profesörüyüm” diyen bir öğretmenin haşarı bir öğrencisi karşısındaki acziyetini, yılın dokuz ayını merdiven tepelerinde zeytin ve meyve toplayarak ve ağaç budayarak geçiren çiftçilerin çilesini, ergenlik çağına girmek üzere olan bir kız çocuğunun kadın – erkek ayrımı karşısındaki travmasını, acemi bir pazarcının gülünç macerasını, Orhangazi ve İznik ovalarında zeytin yetiştiren bir çiftçinin ibretlik hayat mücadelesini, banka kredisiyle ev alıp da borca gark olan bir emeklinin telaş ve endişesini, kitap sevgisinin insan hayatına katkısını okuyacak ve kahramanlarla birlikte bazen ağlayacak bazen de güleceksiniz.
“Zaman Tüneli”nde parçalanma sadece içerikte değil, deneysel biçimler ve görsel oyunlarla sunulmaktadır. Kitap, kırılma noktalarını tarihin çeşitli dönemlerindeki olaylara ve insanlara atıfta bulunarak, dokunarak hem onaylıyor, hem de inkâr ediyor…
Nizami Gencevi bu eşsiz söylenceyi yüksek şairlik istidadı ve bilgeliği ile kâğıda döken Türk dünyasındaki ilk ve en büyük şairlerden biridir.
Yaşadığı çağın gereği olarak şiirlerini Farsça yazmak zorunda kalan Nizami, dönemin şahlarına sunduğu eserlerinde Türklüğünü gizleme yoluna gitmemiş aksine, açık bir şekilde beyan etmiştir.
Bu eserde okuyacağınız ve sevgili eşinin ölümünün ardından yazdığı şiirin son mısralarında, eşinin ve o eşinden olan oğlunun, (Türkzadesinin) dolayısıyla kendisinin Türklüğünü net olarak ortaya koymaktadır:
Ağyara gazaplı, bana mihriban,
Gönül yoldaşımdı o nazlı canan.
Türkler tek olmuştu bir göçe muhtaç,
Türkler tek eyledi yurdumu taraç.
O Türküm gittiyse bir gün çadırdan,
Sakla Türkzademi sen, ey yaradan!
Bu eser, Nizami Gencevi’nin bugüne kadar yapılan “Hüsrev ve Şirin” tercümeleri içinde, içerik ve anlatım bakımından aslına en uygun olanı olarak kabul görmüş ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, anlamsal ve yapısallığına dokunulmadan Türkçeye aktarılmıştır.
Kim bilir?
Kaç ışık söndü yol ortasında…
Kaç hayal yıkıldı,
Bir bakışınla, kim bilir? kaç hayata mal oldu.
Gözlerin diyorum, Azize kim bilir?
Kaç ah aldı?
Gün ortasında…
